ipekerendor |
http://twitter.com/#!/ipekerendor http://www.formspring.me/ipekerendor |
Radiohead - No Surprises
Dinleyin, dinletin. Güzel şarkı. Eee Radiohead? Yani? Tabiki güzel olacak. Sevin onu. Çünkü güzel şarkı. Sevmeyen varsa da bilemem. Olmaz bence. Neyse, uzatmayayım. İyi dinlemeler, müzikle kalın :)
(Kaynak: youtube.com)
10 gün önce Paulo Coelho, Portobello Cadısı’na başladım ve son 15 sayfam kaldı size kitaptan bir metin yazmak istedim. İşte geliyor…
Her şey hem çok basittir hem de çok karmaşık! Basittir, çünkü tek gereken bir tutum değişikliğidir; artık mutluluğu aramazsın. O andan başlayarak bağımsızsındır; hayatı başkalarının gözleriyle değil, kendi gözlerinle görürsün. Yaşıyor olmanın serüvenini aramaya çıkarsın. Aynı zamanda karmaşıktır da. Herkes bana mutluluğun ulaşılmaya değer tek hedef olduğunu öğrettiği halde neden mutluluğu aramıyorum? Neden hiç kimsenin gitmediği bir yoldan gitmenin riskini göze alıyorum? Kaldı ki, mutluluk nedir? Mutluluğun aşk olduğunu söylüyorlar. Oysa aşk mutluluk getirmez, hiçbir zaman da getirmemiştir. Tam tersine, sürekli bir kaygı durumudur aşk, bir savaş meydanıdır; kendi kendimize sürekli olarak acaba doğru mu yapıyorum diye sorduğumuz uykusuz gecelerdir. Gerçek aşk ıstıraptan oluşur.
-Paulo Coelho
Sınıfta sürekli başı, dişi, karnı ağrıyan
Selpak mendili sol eline topak topak yapıştıran
Derdini sorduğunda ‘ailesel ya’ diyip sıraya kafasını koyan
Dersleri her şeye rağmen 5 olan
kız ne yapıyor, nerde çalışıyor, nasıl bir hayatı oldu acaba…
Sonsuza dek elimizde tutabileceğimiz bir nesne var mı? Bugün elimizde olanlar bir gün gelecek başkalarının elinde olacak. Sonsuza kadar bizimle olacak bir şey söyleyin. Düşünün hadi! Sırf bana ters çıkmak için saatlerinizi harcayacaksınız belki de. Ama yok! Ben de bazılarınız gibi düşündüm çok ama yok. Elbet ya elimizden kendi rızasıyla uçup gidecek yada biz onu bırakacağız. Belki artık sevmiyor olacağız, belki artık ihtiyacımız olmayacak belki bize birilerini hatırlattığı için atacağız, belkileri daha da arttırabiliriz… Biz insanlar her şeyin sonsuza dek bizimle kalmasını, bizimle olmasını isteriz. Ama bilmeyiz ki hiçbir şey sonsuza dek kalmıyor bizimle. Aslında bi nevi karşımızdaki insana yaptığımız da bu değil midir? Sonsuza dek bizimle kalan var mı? Bizi terkedenler var, bizim terkettiklerimiz var, ölenler var, ihanet edenler var, gerçekten sevenler var… Hayat bunları görmemizi sağlayacak bir dürbün yaratsaydı belki hiç sapmadan hep doğru yoldan, doğru insanlarla ilerleyebilecektik. Hep bize gerçekten değer veren insanları sevseydik üzülmeyecektik veya bize ihanet eden insanların gerçek yüzlerini önceden görebilseydik acı çekmeyecektik. Aynı şey onlar içinde geçerli. Bizim onu gerçekten sevdiğimizi görseydi bir başkasını değil de bizi seçebilirdi? Ama bu sadece bir varsayımdı. Keşke gerçek olsaydı dediklerimizden… Malesef hayatın bize ne sunacağını bilemeyiz, öğrenmek için de bir dürbünümüz yok. Sürekli doğru yolda ilerleyebileceğimiz bir kaderimiz yok. Hayatta bizden bunu istiyor galiba. Her şeyi deneyerek, yanılarak, kazanarak, kaybederek, bedel ödeyerek, sınayarak, severek görmemizi istiyor. Bu sayede bir şeylerden ders çıkarabiliyoruz ve bu sayede gerçekler, doğrular, yalanlar, yanlışlar, sevgiler, hatalar oluşuyor. Aslında bizi biz yapan kendimiziz. Kişinin sonsuza dek elinde tutabileceği bir nesne&kişi yok. Eğer bir kişi varsa oda kişinin ta kendisidir aslında…
İlk http://www.youtube.com/watch?v=ERiePKypvN8&feature=youtu.be bunu sonra http://www.youtube.com/watch?v=ddLBDGmy3q4&feature=related bunu şimdi ise http://www.youtube.com/watch?v=z1siMLwgHr0&feature=related bunu dinliyorum… Hepsi eski ama duygulu. Hemde çok. “İnandığım masallar birer şarkı oldular, sana imkansızlıkları unutturdular, şimdi yarım kaldılar sen gidince unutuldulaaaaar” Pinhani iyi gruptu, hoş gruptu sonra bozdu ya noldu onlara sahi? En etkilendiğim klipleri şu işitme engelliler için olandı. En çok istediğim şeylerden biri işitme engellilerin dilini öğrenmek. Onların da dilinden anlamaya çalışmak… Bir ara hatırlatın da size yapmak istediklerimin listesini yapayım severim böyle listeler yapmayı :) “Bir sonbahar kadar yalnız, bir kış kadar savunmasız yada ilkbaharsan yolun başındaysan asla vazgeçme, kalkıp da pencerenden bir bak: Güneş açmış mı? Yağmur düşmüş mü? Dön bak Dünya’ya…” Bu söz beni mi anlatıyor ne? Bilemedim ki. Aslında muamma her şey. Benim hayatımdaki HER ŞEY bulanık. Yağmur yağdıktan sonra silinmeyen buğulu cam misali… Tamam bugün saçmalıyorum anlaşıldı, nerden nereye geldim en iyisi ben şarkılarıma geri döneyim ve sizi de rahat bırakayım CU!
Pink Martini - Splendor in the Grass
Belki bir insana aşık olmayı beceremedim ama bu şarkıya aşık oldum, işte bunu becerebildim!
Buyrun sözleri:
I can see you’re thinking baby I’ve been thinking too about the way we used to be and how to star a new Maybe I’m a hopeless dreamer maybe I’ve got it wrong but i’m going where the grass is green if you like to come along Back when i was starting out I always wanted more but every time I got it I still felt just like before Fortune is a fickle friend I’m tired of chasing fate and when I look into your eyes I know you feel the same All these years of living large are starting to do a sin I wont say it wasn’t fun but now it has to end Life is moving oh so fast I think we should take it slow rest our heads upon the grass and listen to it grow Going where the hills are green and the cars are few and far days are full of splendor and at night you can see the stars Life’s been moving oh so fast I think we should take it slow rest our heads upon the grass and listen to it grow
İngilizce bilmeyene http://translate.google.com.tr/ yolu gözükür demektir.
Sizleri seviyorum
Ama bu şarkıyı daha çok seviyorum :)
(Kaynak: youtube.com)
“Ne kadar güzelsiniz
Kendine özgü ve özelsiniz
Gözlerinizdeki anlam
Eğer biraz anlıyorsam
Çok üzülmüşsünüz
Ama korkmayın çözmüşsünüz
Hemcinslerim kırmışlar sizi
Çok afedersiniz
Her şey tamam uyum yerinde
Artık bir tek sen, bir tek sen
İstediğim bir tek senden
Ne kadar saklıydınız
Herkes gibi ama farklıydınız
Dünya kötü dediniz
Tabi ki, haklıydınız
Ayrıntılar da tam bir uyum
Şu film, şu roman… tamam
Ortaçgil’i sever misiniz?
Öyleyse devam
Ah nerdeyiz biz?
Ne kadar sıkıcı herkes
Artık bir tek sen, bir tek sen
İstediğim bir tek senden”
….
Belki bir gün biri de bana Bülent Ortaçgil’in bu güzel sözlerini söyler? Biri dediysem sıradan biri değil. O doğru kişi olacak.
Bugün sizlere odamda not çerçevemde yaklaşık 1 yıldır duran en sevdiğim yazarın en sevdiğim kitaplarından birinde geçen yazıyı yazıyorum:
Bazı şeylerin gitmesine izin vermek çok önemlidir. Onları serbest bırakmak. Gevşek olanı kesmek. İnsanların hiç kimsenin işaretli kağıtlarla oynamadığını anlaması gerekiyor, bazen kazanırız bazen de kaybederiz. Hiçbir şeyi geri almayı bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme yada aşkının anlaşılmasını. Daireyi tamamla. Gururlu, yetersiz yada kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için. Kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul. Geçmişte olduğun kişi olmayı bırak ve şu anda kimsen o ol.
-Paulo Coelho(Zahir)
Ben. Ben bir martıyım. Bembeyaz parlak kanatları olan bir martı.
Her gece gökyüzünün kokusuyla uykuya dalıyorum. Ve her gece birbirinden farklı rüyalar görüyorum. İnsan oluyorum. Her gece rüyamda iki kolum ve iki bacağım oluyor benim. Yürüyebiliyorum ve doyasıya koşabiliyorum. Mutlu olduğumda el…